Online İşlem Merkezi
Giriş
Yardım       Yeni Kayıt
Sınav Sonuçları
Giriş
Yardım
Eğitim Reformu Girişimi 2011 Eğitim İzleme Raporu
7.6.2012 Eğitim Reformu Girişimi (ERG) "2011 Eğitim İzleme Raporu" nu açıkladı.
 
ERG, her yıl yayımladığı Eğitim İzleme Raporları'yla Türkiye eğitim sisteminde politika ve uygulama düzeyinde bir önceki yıl yaşanan gelişmeleri bütüncül ve eleştirel bir gözle izlemeyi ve konunun paydaşlarını bilgilendirmeyi hedefliyor.

Eğitim İzleme Raporu 2011 özet değerlendirme bulguları 6 Haziran'da düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

Basın bültenine ulaşmak için tıklayınız.
Eğitim İzleme Raporu 2011 özet değerlendirme bulgularını içeren basın dosyası için lütfen tıklayınız.

Rapordan BAŞLIKLAR
(BİR BAKIŞTA) 2011 EĞİTİM POLİTİKALARI

Eğitim İzleme Raporu 2010'dan

MEB 2011'de ne yaptı?

ERG'nin görüş ve önerileri

Yönetişim reformuyla ilgili katılımcı bir süreç başlatılmalı, MEB için yeni bir teşkilat kanunu hazırlanıp yürürlüğe girmeli

MEB'in teşkilat ve görevleri, 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yeniden düzenlendi. Bakanlığın merkez teşkilat yapısı sadeleştirildi, farklı birimler arası eşgüdümün güçlendirilmesi amaçlandı.

MEB'i yeniden yapılandırma sürecinin başlamış olması orta ve uzun vadede Türkiye'de eğitimin niteliğini ve etkililiğini artırabilir

> Eğitim yönetişim sistemiyle ilgili kararlar, bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmalı ve devam eden birçok proje ve programın yönetişim yapısını nasıl destekleyeceğine ilişkin bir plan dahilinde ilerlemeli.

MEB'in yeniden yapılandırılmasında il merkezli yerine ilçe merkezli ve katılımcı bir model seçenekler arasında değerlendirilmeli

Bakanlık'ın merkez teşkilatı önemli ölçüde küçültüldü. KHK'dan önce 320 olan merkez teşkilat yönetici sayısı, KHK ile 80'e kadar geriledi. Ancak, yerel birimlerle yetki ve görev paylaşımı ve buna ilişkin süreç planlamaları henüz yapılmadı.

Yerel teşkilatı güçlendirmeden veya yetki devrini gerçekleştirmeden merkezi teşkilatın küçülüyor olması olumsuz etkiler yaratabilir.

> Merkezi teşkilat ile diğer paydaşlar arasındaki görev dağılımı hızla netleşmeli.

Maliye Bakanlığı ve MEB, eğitim sistemindeki diğer paydaşları da sürece katarak eğitim sektörü için gerçekçi bir mali planlama süreci başlatmalı

2011 yılında eğitim hizmetlerine ayrılan kamu kaynaklarının GSYH'ye oranı % 3,9'dan % 4'e yükseldi. Ancak, merkezi yönetim eğitim harcamalarının 2014'e kadar % 3,6'ya gerilemesi öngörülüyor.

Toplam eğitim harcamalarındaki artışa rağmen, öğrenci başına harcamaların ortaöğretimde sabit kaldığı, okulöncesi eğitim ve ilköğretimde ise düştüğü söylenebilir.

Kamu eğitim harcamalarının GSYH‟ye oranını OECD normu olarak sayılabilecek % 5 düzeyine ya da UNESCO'nun gelişmekte olan ülkeler için önerdiği % 6 düzeyine çıkarma yönünde hükümetin herhangi bir planlama yapmadığı anlaşılıyor.


Erken çocukluk eğitiminde dezavantajlı gruplara yönelik müdahaleler önceliklendirilmeli

60-72 ay yaş grubu için okulöncesi eğitime erişimi yaygınlaştırma çalışmalarına 15 il daha dahil edildi. Böylelikle proje kapsamındaki il sayısı 71'e çıktı.

En dezavantajlı durumda olan altı il (Ağrı, Gaziantep, Hakkari, İstanbul, Mardin, Şırnak) bu yıl da seçilen iller arasında yer almadı.

Ekonomik ve coğrafi olarak en olumsuz koşullarda yaşayan çocuklar dışlanmış durumdadır.

> Okulöncesi eğitimde okullulaşmanın artışının hızını yitirmesinin ardındaki etmenleri hızla açıklığa kavuşturmak için araştırma yapılmalı.


Eğitim sistemi içinde, dezavantajlı durumda bulunan çocukları destekleyecek ve dezavantajın etkisini giderecek destek mekanizmaları bulunmalı, Aşamalı Devamsızlık Yönetimi (ADEY) bir an önce uygulamaya geçmeli

2009'da geliştirilen ADEY, 2011-2012 öğretim yılında uygulamaya geçirildi.  

Her Çocuk Başarır Projesi (HÇB), öğrenci yeterliklerini belirlemek ve ihtiyacı olan öğrencilere eğitim desteği sunmak hedefi ile hayata geçirildi.

Devamsızlıkla mücadele çalışmalarının ivme kazanması sevindiricidir.

> ADEY'den beklenen sonuçların sağlanabilmesi için uygulamada yaşanan sorunlar değerlendirilmeli ve ADEY daha uygulanabilir kılınmalı.

HÇB'nin en değerli yanı, olumsuz koşullar altında yaşayan öğrencilere yönelik olmasıdır.

> Projenin mali sürdürülebilirliği garanti altına alınmalı

Ortaöğretimde paradigma değişikliğini de içeren kapsamlı bir reform gerçekleştirilmeli

Ortaöğretimde okul çeşidi sayısının düşürülmesi sürecinin devam ettiği anlaşılıyor.

Modüler programa geçiş, modüllerin geliştirilmesi ve güncellenmesi çalışmaları devam ediyor.

Ortaöğretimde paradigma değişikliğini de içeren kapsamlı bir reform gerçekleştirilmeli

Eğitim çıktılarının yükseltilmesi için öğretmenler ve öğretmen politikaları eğitim reformunun ilk önceliği olmalı, teknolojik araçların öğrenmeyi nasıl desteklediğine ilişkin kapsamlı araştırmalar yapılmalı


Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı düzenlendi ve her kesimden paydaşın katılımı ile öğretmen politikalarının sorunları ve çözüm önerileri tartışıldı.

Ulusal Öğretmen Stratejisi Belgesi hazırlıkları başladı.

Fatih projesinin ilk pilot çalışması 2010-2011 öğretim yılında gerçekleştirildi ve izleme değerlendirme çalışmaları kamuoyu ile paylaşıldı. Projeye daha sonra tabletler de dahil edildi.

Öğretmen politikalarına odaklanılması önemli bir gelişmedir.

> Öğretmen Yeterlikleri ve Okul Temelli Mesleki Gelişim çalışmaları hızla tamamlanmalı.

Fatih'in etkili ve dönüştürücü bir "öğrenme projesine" dönmesi mümkün, ancak o da eğitimimizde bir paradigma değişikliği gerektiriyor.

Başta demokrasi ve insan hakları olmak üzere, çeşitli kavramlar tarihsel ve toplumsal bağlamlarından bağımsız ele alınmamalı

2011-2012'de Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi Dersi 8. sınıflarda zorunlu dersler arasında yer aldı.

Ders kitabında militarist bir perspektife yer verilmemesi, ayrımcılık ve ilişkili kavramların açıkça ele alınması olumlu gelişmelerdir. İyi anlatım ve yenilikçi etkinlik önerilerinin yapılmış olması da kitabın niteliğini artırmıştır.

> Ders kitabındaki temel kavramlar tarihsel ve toplumsal bağlamlarından ayrıştırılmış olarak sunulmamalı.

Din ve eğitimle ilgili tartışmalarda nadiren gündeme gelen çocuğun "yüksek yararı", tüm yönleriyle "gelişme hakkı", "katılım hakkı" ve "din ve vicdan özgürlüğü" gibi kritik konular göz ardı edilmemeli

İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un onaylanmasıyla birlikte, 2012-2013 öğretim yılında "Hz. Peygamberimizin Hayatı" ve "Kuran-ı Kerim" ortaokullarda "isteğe bağlı seçmeli" dersler arasında sunulacaktır.

Çocuklarımızın temel eğitimin önceliği olan becerileri geliştirecek derslerden ve çeşitli sosyal etkinliklerden yoksun kalma riski ortaya çıkmıştır.

> Din eğitimi ancak, çocuğun ve ailenin isteğine bağlı olarak sağlanmalı.

> Uygulama ve finansman modelleri toplumdaki inanç çeşitliliğini yansıtmalı.


Van bölgesinde yaşanan iki depremin ardından Bakanlık okulların eğitim-öğretime başlamasını önceliklendirdi. Okulların bakım ve onarımı, müfredatın yeniden düzenlenmesi, bölgedeki ihtiyaca yönelik öğretmenlerin atanması ve öğrencilere yönelik rehabilitasyon çalışmalarına başladı.

Bakanlık'ın afet yönetimi ve afet sonrası alınacak önlemlere ilişkin sorunlar yaşadığı gözlemlendi. Bölgedeki okul onarım ve inşa çalışmalarında güvensizlik yaşandı. Müfredatın yoğun olması ve özellikle merkezi sınavlara yetişme kaygısı, öğrencilerin rehabilitasyonuna ve bölgedeki iyileşme sürecine önemli ölçüde katkı sunacak ders dışı etkinliklerin yetersiz kalmasına yol açtı.

> Paydaşlarla ilişkiler geliştirilmeli. Öğrenciler, öğretmenler ve velilere dönük destek çalışmaları yoğunlaştırılmalı.

ÖZET DEĞERLENDİRMEDEN BAŞLIKLAR

*"Eğitim stratejisi" eksikliği halen devam ediyor.

*Eğitim reformlarının maliyetinin nasıl karşılanacağı belirsizliğini korumaya devam ediyor.

*Türkiye eğitim sisteminin en büyük paydaşı ve düzenleyicisi konumundaki Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeniden yapılandırılması 2011 yılının en önemli gelişmelerindendir. Yeniden yapılanma ile merkez teşkilat yapısı sadeleştirilmiş ve farklı birimler arasında eşgüdümün güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Ancak, yapılanma sürecinin yerel teşkilatı güçlendirmeden ve yetki devrini gerçekleştirmeden merkezi teşkilatı küçültmesi bazı risklere neden olabilir.

*Okulöncesi eğitime erişimde 36-72 ve 48-72 ay yaş gruplarında yaygınlaşma oldukça yavaş seyretmiş, 60-72 ay yaş grubundaysa 58 ilde net okullulaşma oranlarında düşüş yaşanmıştır. Okulöncesi eğitimde % 100 erişim pilot uygulaması kapsamına alınan illerin sayısı artırılmış olsa da, gerek yaygınlaştırma çalışmalarının gerçekleştirildiği illerde okullulaşma oranlarında düşüş yaşanması, gerek iller arasında kayda değer farklılıkların bulunması, okulöncesi eğitimi yaygınlaştırmaya dönük çabaların gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.  

*İlk ve ortaöğretime erişimi değerlendirirken okullulaşma oranları kadar devamsızlık, sınıf tekrarı ve okuldan diplomasız ayrılma oranları da incelenmelidir. Ancak, söz konusu veriler, geçtiğimiz yılların aksine 2011-2012 eğitim-öğretim yılında MEB tarafından henüz paylaşılmadığı için, EİR 2011'de bu alanda kapsamlı bir değerlendirme yapılamamıştır. MEB'in geçtiğimiz yıllarda olduğu üzere, iyi yönetişimin kritik unsurlarından olan saydamlık ilkesini benimseyerek söz konusu verileri paylaşmaya devam etmesi, Türkiye'de eğitim sisteminin bağımsız, nesnel ve veri temelli değerlendirmelere tabi tutulmasını ve böylelikle eğitim sistemimizin iyileştirilmesini olanaklı kılacaktır.

*2011'de ilköğretimde kaynaştırma eğitiminden yararlanan öğrencilerin sayısı önceki yıla oranla % 63 artmıştır. Ortaöğretimde kaynaştırma yoluyla eğitim alan çocuk sayısı ise halen çok sınırlıdır. Her iki kademede de kaynaştırma eğitimi gören kız öğrenci sayısı erkek öğrencilere göre oldukça düşüktür. Bu durum, özel gereksinimli kız öğrencilerin, eğitime erişimde daha derinleşmiş ve çok katmanlı bir eşitsizlikle karşı karşıya olduğunun göstergesidir.

*Temmuz 2011'de Prof. Dr. Ömer Dinçer'in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla beraber Türkiye'de eğitimdeki nitelik sorunu ve bu alanda iyileşme sağlamak için öğretmen politikaları üzerine odaklanma gerekliliği Bakanlık nezdinde ön plana çıkmıştır. Öğretmen politikalarına bütüncül ve katılımcı bir yaklaşımı benimseyen ulusal bir strateji geliştirme süreci başlamıştır. Henüz kamuoyuyla paylaşılan bir belge olmamıştır.

*Bölgeler arasında öğretmen başına düşen öğrenci sayısının daha eşitlikçi bir görünüm kazanması ile birlikte, öğrencilerin başarısında artış gözlemlenmektedir. Öte yandan, görece az deneyimli ve kentli öğretmenlerin Türkiye'nin doğusunda görevlendirilmesi okullarda öğretim süreçlerinin aksamasına neden olan pratiklerle ve öğrenci ve öğretmen devamsızlığı ile ilişkili görünüyor.

*Halen devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin mesleki gelişim ihtiyacının nitelikli eğitimlerle karşılanması, eğitim sistemimiz için önceliğini koruyor. Bu ihtiyaca sürdürebilir ve etkili bir çözüm getirme potansiyeline sahip olan Okul Temelli Mesleki Gelişim Modeli’nin uygulamaya geçme süreci uzun zaman alıyor. MEB'in uzaktan eğitimi ağırlıklı olarak kullanarak, üç yıl içerisinde tüm öğretmenlere ulaşmayı hedefleyen kısa vadeli hizmetiçi eğitim planlarının ise geçmişe göre daha etkili olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.

*Hem mevcut öğretmenlerin mesleki statüsü ve çalışma koşulları hem de eğitim fakültesi mezunu bireylerin atama beklentileri 2011'de de sıkça kamuoyu gündemine gelmiştir. Özellikle son dönemde, MEB ve öğretmenler arasında gerilimin arttığı gözlemlenmiştir. Öğretmenlerin mesleklerinin itibarsızlaştırıldığı, öğretmen adaylarının ise MEB'in kadro açmak yerine ücretli öğretmen çalıştırmayı tercih ettiği iddiaları Bakanlık üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır.

*Eğitimde yasal ve yapısal değişiklikler kamuoyu gündeminde daha çok yer alsa da 2011'de eğitimin içeriğine ilişkin, Milli Güvenlik Bilgisi dersinin 2012-2013'ten itibaren müfredatta yer almayacak olması, ilköğretim ders kitaplarının toplumsal cinsiyet eşitliği açısından iyileştirilmesi vb. önemli olumlu gelişmeler oldu. Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerinin içeriklerinin değerlendirme sonuçları ise olumlu bulguların yanı sıra bazı önemli sorunlara da işaret ediyor.

*Yeni yasayla birlikte ortaokul ve liselerde seçmeli din derslerinin verilecek olması eğitim sürecinde ve eğitim yoluyla insan haklarının yaşama geçmesi açısından çok kritik bir konudur. Geçmiş yıllarda MEB tarafından seçmeli olarak belirlenen derslerin okulların inisiyatifiyle "zorunlu seçmeli" olarak verildiği de göz önüne alındığında seçmeli din derslerinin ayrımcılığı artırma riski çok yüksektir. Uygulamanın özellikle yerelde izlenmesi ve MEB'in her tür ayrımcı yaklaşıma "sıfır tolerans" göstermesi gereklidir.

*Ortaöğretimde farklı okul türleri arasındaki dağılım MEB'in politika hedefleri doğrultusunda gelişmektedir. Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğüne bağlı liselere ve imam-hatip liselerine kayıtlı öğrencilerin oranı artarken, genel liselerde düşüş söz konusudur. MEB’in özellikle mesleki ve teknik eğitimle ilgili oranları artırma ısrarı, ancak tüm çocuklara kaliteli bir eğitim sağlanmasıyla eğitimimiz için olumlu bir çıktıya dönüşecektir. Ortaöğretime geleneksel bakış açısı korundukça, ortaöğretimin niteliği artırmak erişilmesi zor bir hedef kalacaktır.

*2011 genel seçimlerinin bir sonucu da "her öğrenciye bir tablet" verilmesinin Fatih (Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) Projesi'ne eklenmesidir. MEB, Cumhuriyet tarihinin en yüksek yatırımlı eğitim projelerinden birini nasıl başarıyla uygulayacağını bulmaya çalışıyor. ġu haliyle sadece bir "teknoloji projesi" olan Fatih'n etkili ve dönüştürücü bir "öğrenme projesine" dönmesi mümkündür;  ancak bu, öncelikle nitelikli içerikler geliştirilmesi ve bunun da ötesinde, eğitimde bir paradigma değişikliği gerektiriyor.

*Ekim ve Kasım 2011'de Van’da yaşanan depremler eğitim sisteminin doğal afetler karşısındaki hazırlıksızlığını ve zayıflığını bir kere daha gösterdi.

*Türkiye'de eğitimin getirileri düzenli biçimde takip edilmiyor; oysa Bakanlığın yaşama geçirmeyi öngördüğü kalite güvence modelinin eğitimin getirileri üzerine yapılan araştırmalarla beslenmesi büyük önem taşıyor. Eğitim İzleme Raporu 2011, eğitimin getirileri üzerine hazırlanan bir alanyazın taramasından faydalanarak bu alanda yapılan uluslararası ve yerel çalışmaların bulgularını derliyor.