Online İşlem Merkezi
Giriş
Yardım       Yeni Kayıt
Sınav Sonuçları
Giriş
Yardım
Özel Dershane Tartışmaları
6.10.2010 Türkiye'de çok az kurum özel dershaneler kadar tartışma konusu olmuştur. Varlıkları, başta devlet kurumları olmak üzere, pek çok kesim tarafından yadırgandı. Zaman zaman kapatılmak istendi, hatta kapatıldı. Ama, ne eleştirenler bu kurumları tam tanıyabildi, ne de bu kurumları savunanlar bunları tam tanıtabildi. İşin gerçek yanı, bilimsel bir bakış açısı ile ve objektif olarak ortaya konmadı.

Özel dershanelerin varlığı konusundaki eleştiriler genel olarak iki ana noktada toplanabilir:

a. Özel dershaneler, paralı eğitim vermektedirler ve bu yüzden de eğitimde fırsat eşitliğini bozmaktadırlar.

b. Özel dershaneler okulların yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Kalıp halinde bilgiler vererek test cambazlığı yapmaktadırlar. Dolayısıyla eğitimi bozmakta, okulları zor durumda bırakmaktadırlar.

Bu iki genel eleştiri noktasının dışında da özel dershaneler hakkında pek çok konuda eleştiri yapılmaktadır. Bu bölümde, özel dershane tartışmalarını irdeleyip değerlendirmek istiyoruz.

A) ÖZEL DERSHANELERİN KAPATILMASI GİRİŞİMİ

1965 yılında çıkartılan 625 sayılı yasa ile, yasal güvence altına alınan özel dershaneler, daha üzerinden 10 yıl geçmeden, 1974 yılında zamanın Milli Eğitim Bakanı Mustafa ÜSTÜNDAĞ tarafından; eğitimde fırsat eşitsizliği yarattıkları gerekçesi ile kapatılmaları gündeme getirildi. Ancak, bu kapatılma girişimi söylemde kaldı. 12 Eylül 1980 ihtilâlinden sonra, özel dershanelerin kapatılması yine gündeme geldi. Zamanın cumhurbaşkanı Kenan EVREN'in "Özel dershaneler neredeyse okulların yerine geçmeye başladı. Dershaneleri ortadan kaldırırsak, hem aileler kurtulur, hem de fırsat eşitliği sağlanır." şeklindeki sözleri, hemen zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan SAĞLAM'ı harekete geçirdi. Öyle acele edildi ki, yasa ile kurulmuş bu kurumları, bir genelgeyle kapatma girişiminde bulunuldu. Olmayınca, konu Danışma Meclisi'ne getirildi. Danışma Meclisi'nde özel dershanelerin lehinde ve aleyhinde uzun konuşmalar yapıldı. Genelde kapatma isteminde bulunanların, "fırsat eşitsizliği yaratıyorlar", "okulları zor durumda bırakıyorlar" gibi, bir iki yüzeysel belirlemesi dışında, fazla bir bilgi ve araştırmaları yoktu.

Danışma Meclisi Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Selçuk KANTARCIOĞLU konunun uzmanıydı ve kürsüden şöyle sesleniyordu: "... Denetim ve gözetim için her türlü olanağın Milli Eğitim Bakanlığı'na ait olduğu, eğitimi tamamlayan birer kurum halinde çalışmalarının yetkili kurumlarca sağlanabileceği, iyi işlerliği temin edildiğinde toplumda bir talebi karşıladığı, iyi işlemeyenler için mevzuat boşluğu olmadığı, üniversiteye giriş açısından yapılan araştırmalara göre faydaları bulunduğu anlaşıldığından, özel dershanelerin yasa metnine dahil edilmesi, komisyonumuzda uygun görülmüştür." Aynı komisyonda görevli Muzaffer ENDER de, kapatma girişimine şiddetle karşı çıkıyordu. Komisyonun olumlu görüşü Danışma Meclisi Genel Kurulu'nda da benimsendi. Yani kapatılma önerisi reddedildi. Ancak Danışma Meclisi'nin bu kararını, Milli Güvenlik Kurulu veto etti ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası'ndaki bazı maddeleri değiştiren ve özel dershanelerin bir yıl içinde kapatılmasını öngören, 16 Haziran 1983 tarih ve 2843 sayılı yasayı kabul etti. Bu yasaya göre Türkiye'de tüm özel dershaneler 1 Ağustos 1984 tarihinden itibaren kapanıyordu. Ancak yeni kurulan Özal Hükümeti, 11 Temmuz 1984 tarih ve 3035 sayılı yasa ile özel dershanelerin faaliyetlerine devam etmelerini sağladı.

1988 yılında zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Celâl GÜZEL, özel dershane tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. Üniversite giriş sisteminde, ortaöğretim başarı notunun etkisinin arttırılması çalışmaları sırasında Bakan Hasan Celal GÜZEL, "... Özel dershanelerde uygulanan test sınavları bilimsel değildir, dershaneler test cambazlığı yapıyor, öğrencileri süründürüyorlar..." türünden açıklamalarda bulundu. Yine özel dershanelerin kapatılabileceği ifade edildi. Bakan ile, kısa adı ÖZ-DE-BİR olan Özel Dershaneler Birliği Derneği arasında polemikler yaşandı.

Özel dershane tartışmaları sırasında, basında, çeşitli köşe yazılarında özel dershaneler sık sık gündeme geldi. Objektif tutumu ile tanınan yazar Gülay GÖKTÜRK bu konuda birkaç kez köşesinde yazılar yazdı. Yeni Yüzyıl gazetesindeki köşesinde Gülay GÖKTÜRK'ün, "DERSHANE LAZIMSA, ONU DA..." başlığı ile yazdığı yazıyı okuyalım:

"Özel ders pazarının 18 trilyonluk cirosu devletın iştahını kabarttı anlaşılan.  Kaynak peşindeki hükümetin Milli Eğitim'e bulduğu yeni kaynak, devlet dershaneleri imiş. Devlet, 'Eğer bu millete dershane lazımsa, onu da biz kurarız.' deyip işe girişmiş.  

Talim Terbiye Kurulu ile Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü'nün ortaklaşa hazırladıkları rapora göre, bu yeni projeyle Milli Eğitim bir taşla iki kuş vuracak; hem okullara hem de öğretmenlere ek gelir sağlanacak; veliler de rahatlayacakmış.

Okulların ve öğretmenlerin maddi açıdan rahatlayacakları doğru ama, eğer veliler rahatlarsa, bence fena halde yanılmış olurlar.

Bu projeyi hazırlayan genel müdürler, dershane furyasının nereden doğduğunu unutmuş görünüyor. Ama biz hatırlıyoruz.

Devlet eğitimi becerebilseydi, zaten bu dershanelere gerek kalmazdı. Dershaneler, lise eğitim sisteminin yetersizliklerinden doğdu ve üniversiteye girmek için bir dershaneye gitmek neredeyse şart haline geldi.
        Peki devlet asli eğitimini yapmazken, destek eğitimini nasıl yapacak?
        Devlet okulları, haftada 35-40 saatte öğretemediğini, haftada 8 saatte nasıl öğretecek?
        Devlet dershaneleri, devlet okullarından neden farklı olsun ki!
        Devlet okullarının öğrencilere, haftada 35-40 saatte öğretemediğini haftada 8-10 saate sığacak düzeyde öğrenim verebilmesi; devlet zihniyetinden , hantallığından, adaletinden; öğretmenlerin devlet memuru olmasından kaynaklanıyor.

Kırk yıldır aynı müfredatı, aynı ders notlarından yararlanarak ve kağnı hızında öğretmeye alışmış bir öğretmenin, bu anlayışını değiştirmesi, kendi içinde devrim yapması demektir. Ben bu devrimi gerçekleştirebilecek çok az öğretmen tanıyorum.

Denecektir ki, dershanede ders verenler de Milli Eğitim'in hocaları. Eğer özel dershanede yapıyorlarsa, devlet dershanesinde neden yapmasınlar?

Burada temel fark, rekabettedir...

Özel dershaneleri, kendilerini sürekli yenilemeye ve mükemmelleştirmeye iten şey, aralarındaki kıyasıya yarıştır.

Müşterisi hazır bir devlet dershanesini daha etkili bir öğretim için zorlayacak şey nedir, söyler misiniz?

Özel dershaneler, Milli Eğitim'in öğretmenlerini dikkatle seçerek ve büyük paralar ödeyerek transfer ediyorlar. Ama ardından da onların enselerinde boza pişiriyorlar. Tanıdığım bir özel dershane öğretmeni, hafta sonları, beş gün boyunca yorulduğunun birkaç katı yorulduğunu, sürekli bir performans değerlendirmesi altında tutulduğunu, başarı grafiği biraz düşen öğretmenin ertesi yıl sözleşmesinin yenilenmediğini; bu yüzden de dershane öğretmenlerinin her yıl üniversite giriş sınav sonuçları açıklanırken, kendileri sınava girmiş kadar stres yaşadıklarını anlatıyordu geçen gün.

Sorarım size, devlet dershanelerinde böyle bir denetimi, böyle bir performans değerlendirmesini kim yapacak? Hangi öğretmen, işini kaybetme korkusu yoksa, geceler boyu uğraşıp da özel test soruları hazırlayacak? Verimsizleştiği tespit edildiğinde, ertesi yıl işten atılmalarını hangi mekanizma sağlayacak? Okul müdürleri, hangi öğretmen arkadaşlarını böyle bir ek gelir kapısından mahrum etmeyi göze alacak?

Devlet, böyle bir mekanizma kuramaz. Zaten, eğer kurabiliyorsa, önce okullarda kurması gerekir.

Sonunda olacak olan şey, bu dershanelerin kısa zamanda okul eğitiminin bir uzantısına dönüşmesi, öğretmenlerin hafta içi sürdürdükleri eğitimi aynı memur zihniyetiyle hafta sonuna da yaymalarıdır.

Üstelik, hafta sonunda dershanede çalışan öğretmenlerin, okuldaki ders saatlerini "yorgunluk çıkarmak" için kullanacaklarını ve sonuçta okullarda eğitimin kalitesinin daha da düşeceğini kestirmek hiç zor değil.

Yaşadığımız bunca deneyle kanıtlandı ki, devlet bir türlü doğru dürüst eğitim yapmayı beceremiyor. Ama bunu da bir türlü kabullenemiyor.

Acaba nasıl yaparım da öğrencileri de mağdur etmeden, bu işi bilenlere devredip, bu alandan sıyırtırım, diye kafa yoracağına; tebdil-i kiyafet edip sektör taklidi yapmaya kalkışıyor..."

1990'lı yılların başında Çiller Hükümeti'nin Milli Eğitim Bakanı Mehmet SAĞLAM da özel dershaneleri eleştiren açıklamalarda bulundu. Hatta zamanın başbakanı, "Üniversite giriş sınavını kaldırdık." diyerek sorunu kökten çözdüğünü ifade etti! Ancak, özel dershaneleri sürekli eleştiri konusu yapan yetkililer ve bürokratlar, konu ile ilgili çözümler geliştiremeyince, son yıllarda özel dershane tartışmalarında kapatılma artık çok fazla dile getirilmiyor. Ama tartışmalar devam ediyor.

ÖZEL DERSHANELERLE İLGİLİ TARTIŞMA KONULARI

Özel dershanelerle ilgili çeşitli iddia ve suçlamaların temelinde, bu kurumların çok iyi tanınmaması olduğu gibi, kasıtlı bazı suçlamalar da olmaktadır. Bu bölümde, eleştiri konularını, iddia ve suçlamaları ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.
1-  "Özel dershaneler eğitimde fırsat eşitsizliği yaratıyorlar."

Bu suçlamanın temelinde özel dershanelerin paralı eğitim yapması geliyor. Elbette parası olanın okuması, olmayanın okuyamaması savunulacak bir durum değildir. Türkiye'de var olduğu hemen hemen herkesçe ifade edilen "eğitimde fırsat eşitsizliği", özel dershanelerle başlayan ve yine özel dershanelerle biten bir konu değildir. Üstelik var olan eşitsizlik, fırsattan çok olanak eşitsizliğidir. Diğer taraftan, genel olarak fırsat ve olanak eşitsizliği pek çok alanda vardır. Bu da bir devlet politikası ve sistem sorunudur. Türkiye'de eğitimde fırsat eşitliği sağlama istemi hep sözde kalmıştır. Özel dershanelere ödenen ücretten dolayı, eğitimde fırsat eşitsizliğinden söz edilmektedir. Özel dershanelere para veren veliler, parasız olduğu sanılan devlet okullarına para vermiyorlar mı? Okullarda yapılan harcamalar, velilerden toplanan vergilerle yapılmıyor mu?
 
Bugünkü Türkiye koşullarında, bir özel dershane ücretini karşılayamayan bir velinin, çocuğunu üniversitede okutması da çok zordur. Aslında bazı büyük kentlerde, çok az sayıda özel dershanenin ücretleri dikkate alınarak, dershane ücretlerinin çok fazla olduğu ifade edilmektedir. Oysa Türkiye genelinde, özel dershane ücretleri çok yüksek değildir.
 
Özel dershanelere devam eden öğrencilerin büyük çoğunluğu, orta ve dar gelirli aile çocuklarıdır. Ayrıca, binlerce öğrenci özel dershanelerden ücretsiz yararlanmaktadır. Tüm özel dershaneler yönetmelik gereği, öğrencilerinin en az %5 ini ücretsiz okutmakla yükümlüdürler. Birçok kurum bu oranı %10 lara kadar çıkartmaktadır. Asıl fırsat eşitsizliği, özel dershanelerin çalışamaz hale getirilmesi ile olur. Bu durumda, sadece ekonomik durumu çok iyi olan velilerin çocukları, çok pahalı olan özel ders alarak, büyük bir olanak sağlayacaklardır. Bu yanıyla, mevcut eğitim sistemi yapısı içinde, özel dershaneler fırsat eşitsizliği yaratan değil, tersine bir ölçüde fırsat eşitsizliğini düzelten kurumlardır.
 
Adaletsiz ve karmaşık bir eğitim sisteminde, eğitimde var olduğu herkesçe bilinen fırsat eşitsizliğinin faturasını, özel dershanelere çıkartmak objektif bir bakış açısı değildir.
 
2-  "Özel dershaneler aşırı kâr sağlıyorlar."

Özel dershaneler doğrudan kâr sağlamak amacıyla faaliyet gösteren kurumlar değildir. Yasa gereği özel dershaneler çalışmalarını sadece kazanç sağlamak için düzenleyemezler. Bu durum çeşitli bakanlıkların denetimi altındadır. Özel dershanelerin kurucuları, sahipleri, işletmecileri hep öğretmenlerdir. Özel sektör bu alana hiç yatırım yapmayı düşünmemiştir. Çok kârlı işletmeler olsalardı, özel sektör bu alana girmez miydi? Zaten öyle olsaydı, her şeyin özelleştirildiği bir dönemde, özel dershanelerin kapatılması gündeme gelir miydi?
 
Özel dershane sahibi ve işletmecisi öğretmenlerin, devlet okullarındaki öğretmenlerden daha çok ücret aldıkları bir gerçektir. Ama bu öyle abartıldığı kadar çok değildir. Özel dershanelerde öğretmenlerin ve dershane sahiplerinin, görece olarak daha fazla para kazanmaları, aslında çok fazla çalışmalarından kaynaklanıyor.
 
Abartmadan denilebilir ki, özel dershane öğretmenleri, devlet okullarındaki öğretmenlerin beş katı çalışıp, iki katı ücret kazanıyorlar. Bazı büyük kentlerde fazla para kazanıldığı belirtilen birkaç örnek, tüm özel dershane sektörünü kapsamıyor. Maalesef toplumun bazı kesimleri; görece de olsa, öğretmenlerin biraz para kazanmasını yadırgıyor. Tabi ki bu kesimler, maaşı öğrencisinin cebindeki harçlık kadar olan öğretmenlerin durumunu yadırgamıyor!
 
Diğer taraftan özel dershanelerin kazançlarının bir bölümünü de eğitime yatırdıkları başka bir gerçektir. Bu da eğitimde hizmetin geliştirilmesi ve kalitenin yükseltilmesi demektir.
 
3-  "Özel dershaneler, devlet okullarından yüksek ücretle öğretmenler almakta, okulların zayıflamasına neden olmaktadırlar."

Bu, hiçbir araştırmaya dayanılmadan ifade edilen bir görüştür. Türkiye'de ilköğretim ve ortaöğretimde yaklaşık 600 bin, özel dershanelerde ise, 25 bin öğretmen çalışmaktadır. Özel dershanelerde öğretmen kaynağı üç bölümde gruplanabilir:

1- Okullardan emekli olan öğretmenler (yaklaşık 10 bin)
2- Okullardan istifa ederek özel dershanelere geçen öğretmenler (yaklaşık 10 bin)
3- Stajyerlikten sonra özel dershane kadrolarına geçen genç öğretmenler (yaklaşık 5 bin)

Görüldüğü gibi, devlet okullarından emekli olmadan ayrılarak özel dershanelere geçen öğretmen sayısı 10 bin. Yani Türkiye'deki mevcut öğretmen sayısının %2 si bile değil. Bu yüzde ile, devlet okullarının zayıflatılması, okulların öğretmensiz bırakılması iddiası çok anlamsız olur. Genel olarak öğretmenlik mesleğinde bir düşüş varsa (ki vardır) bunu başka yerlerde aramak gerekir. Ayrıca son yıllarda emekli olmadan devlet okullarından ayrılıp, özel dershanelere geçen öğretmenler çok azaldı. Özel dershaneler daha çok genç ve yeni öğretmenler yetiştirerek öğretmen gereksinimlerini karşılıyorlar. Emekli öğretmenler için de, özel dershaneler çok önemli bir fırsattır. Kahve köşelerinde zaman öldüreceklerine, eğitim - öğretim ortamı içinde mesleki olgunluklarını değerlendirmeleri ve ekonomik bir kazanç sağlamalarının kime ne zararı olabilir?
 
Özel dershanelerde, öğretmenlerin öğrenciler tarafından daha çok beğenilmesi de üzerinde önemle durulması, ama eleştirilmemesi gereken bir durumdur. Okulda yalnız programını uygulayarak, öğrencinin öğrenip-öğrenmediği ile fazla ilgilenmeyen öğretmen, özel dershanede mutlaka öğretmek, kavratmak durumundadır. Elbette özel çalışma mantığı içinde, öğrencinin öğretmeni beğenmesi gerekir. Aksi takdirde öğretmen çalışamaz. Diğer taraftan, özel dershanede öğretmenin daha özgür davranması, ekonomik bakımdan okula göre daha iyi durumda olması, elbette öğretmenin verimini artıran etkenlerdir.

Ülkemizde son yıllarda özel dershaneler, öğretmenler için bir güven kaynağı oldu. Öğretmenlik mesleğine bir değer, bir statü kazandırdı. Bunu iyi görmek gerekir.
 
4-  "Özel dershaneler birtakım bilgileri kalıp halinde veriyor, şifre çözer gibi test cambazlığı yaparak öğretim yapıyorlar."

Bu görüşler çok yaygındır; ama ne derece doğrudur? Bu konuda ciddi bilimsel araştırmalar var mı? Aslında, bu görüşün veya iddianın ana ekseninde, çoktan seçmeli test türü sınavların bilimselliğinin anlaşılmaması vardır diye düşünüyoruz. Çoktan seçmeli test soruları çözen öğrencilerin ezberciliğe, kalıpçılığa teşvik edildiği, okumaya engel olunduğu şeklindeki görüş çok yaygındır. Ama bilimsel veriler, ölçme-değerlendirme çalışmaları, objektif olarak çoktan seçmeli testlerin, klasik sınav sisteminden daha ölçücü olduğunu göstermektedir. Aslında klasik sınav sistemi, formül ve kurallara dayalı olarak ezberciliği teşvik etmektedir. Çoktan seçmeli test türü sınavlarda, öğrencilerin edindikleri bilgileri yorumlama, sentez ve analiz yapma olanağı vardır. Çoktan seçmeli test türü sınavların geçerliliği, güvenirliliği ve bilimselliğinden dolayı son yıllarda tüm dünyada klasik sınav sistemi terk edilerek, test türü sınavlar geliştirilmektedir.
 
Özel dershaneleri test merkezleri diye suçlayanlar aslında test türü sınavları tanımıyorlar. Üstünkörü, derinlemesine olmayan bilgilerle hükme varılmaktadır. Özel dershaneler, üst kurumların seçme sınavlarına hazırlama kurslarında, elbette yıl boyu sınavları test türü yapıyorlar. Ama bu yapılan öğretimin yalnız bir bölümüdür. Yıl boyu sınıfta konular anlatılmakta, ondan sonra testler çözülmektedir. Testler çözülürken irdeleme, karşılaştırma, analiz, sentez yapılmaktadır. Bir dönemde uygulanan 500-600 saatlik programda test cambazlığı kaç saat yapılabilir? Okullarımızın en iyi öğrencilerinin de devam ettiği özel dershanelerde, öğrencileri yalnız testlerin nasıl çözüleceği ile oyalamak mümkün değildir.

Ülkemizde gençlerin okumaya ilgisiz olduğu bir gerçektir. Buna test türü sınavların kısmen etkisi de olabilir. Ama okuma yetersizliğini sistemde, okulların program ve yapılarında aramak gerekir. Pek çok makro sebep içinde özel dershane çalışmalarını ön plana çıkartmak gerçekçi değildir.
 
5-  "Özel dershaneler okulları zor durumda bırakıyorlar."

Bilindiği gibi özel dershaneler tamamlayıcı öğretim yaparlar. Öğrencinin okulda öğrendiklerinin bir tekrarı, öğrenemediklerinin de yeni baştan anlatımı yapılmaktadır. Ancak, gerek liseden sonra uygulanan Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS), gerekse ilköğretimden sonra uygulanan Lise Yerleştirme Sınavı (LGS) öğrenciler için çok önemlidir. Bu bakımdan öğrenciler okulda okurken bile bu sınavlardaki başarı için çaba gösterirler. Elbette okullar programlarını uygulamaya çalışırken bu iki sınavın öneminden dolayı öğretimlerinde aksamalar olmaktadır. Bu noktadaki sorun özel dershanelerin varlığıyla değil, sınavın şekli ve okuldaki sistemle ilgilidir. Özel dershaneler okulun yerine geçme gibi bir işleve sahip değildir. Okulu tamamlayan bir işlevleri vardır. Ancak sınav sisteminin yanlışlığından ve liselerdeki başka pek çok sorundan dolayı, okullar (özellikle liseler) özel dershaneler gibi işlev görmeye başladı. Yanlış olan budur.

Beş gün (birçok okulda beş yarım gün) okula devam eden öğrencilerin haftada 10-12 saatlerini özel dershanelere ayırmasının kime ne zararı olabilir? Öğrencilerin zamanlarını en iyi değerlendirdiği ortamlardır özel dershaneler. Diğer taraftan lise mezunları için, sokağın, kahvenin alternatifidir özel dershaneler.

Özel dershanelerde not baskısı, sınıf geçme kaygısı yoktur. Özel dershanelere iki değerli şey (zaman ve para) veren öğrenciler, bunun karşılığını alma çabasında oluyorlar. Anlamsız kurallara dayalı olmayan bir disiplin anlayışı içinde ve öğrenciyi merkez alan bir anlayışla yapılan öğretim, öğrenci ve veli tarafından beğenilmektedir. Okullarda yapılan "sıkı eğitim", "iyi eğitim" anlamına gelmiyor. Öğrenciler, özel dershanelerde rahatlıkla öğretmenlere soru sorabilmekte, bilgi eksikliklerini tamamlayabilmektedirler. Bunun okullara zararı değil, yararı vardır. Öğrenciler, özel dershanelerde gençlere değer verildiğini, kişilik kazandırıldığını görüyorlar ve bundan memnun kalıyorlar. Elbette özel çalışma mantığı içinde, çalışan öğretmenlerin çabası, iyi öğretici olmaları öğrencilerin iyi öğrenmesi sonucunu getirmektedir.

Mersin'de lise son sınıfta özel dershaneye devam eden bir öğrenci şöyle diyor: "Okulumda okurken okula çok isteyerek gitmiyordum. Dersleri pek sevmiyor, iyi öğretmenler olmasına rağmen çok fazla şey öğrenemedim. Ama dershanede, birden derslerden zevk almaya ve lisede üç yılda öğrenemediğim bazı ders konularını öğrenmeye başladım. Bu yüzden dershaneye zevkle geliyorum..."

İstanbul'da bir lise öğrencisi ise şöyle diyor: "Bir lise ne kadar sıkıysa, o kadar iyi gözle bakılıyor. Ancak ben lisede, doğru - dürüst fizik ve kimya derslerini görmedim. Not alıp mezun olduk. Bu dersler benim gözümde asla öğrenilemeyecek, aşılmaz engellerdi. Dershaneye gitmeye başlayınca bir de baktım ki, bunlar hiç de zor değil; hatta zevkli derslermiş... Okulda bir öğretmen gelip, anlamadığımızı bile bile, tahtaya bir şeyle yazar çizer çeker giderdi. Okullara gittiğimiz kadar, dershanelere gitsek alim oluruz."

Bu iki öğrencinin görüşlerine benzer görüşler ifade eden onbinlerce genç vardır. Bu durum, belki özel dershaneler yönüyle sevindiricidir; ama okullarımız ve ülkemiz için üzücüdür. O halde, iyi öğretim yapan özel dershaneleri suçlamak yerine, diğer kurumlardaki aksamaları gidermek daha akılcı olur. Ortaöğretim kurumları gerçek amaçları doğrultusunda eğitim-öğretim yapmak durumundadır. Eğer özel dershanelere öğrencilerin devam etmesi okulların eksikliğine bağlanıyorsa bu eksiklikleri tamamlamakla yükümlü olanlar tamamlasınlar. Ancak öğrencilerin kendilerini daha fazla yetiştirmek, daha üst başarı elde etme çabaları için özel dershanelere devam etmeleri, okulların eksikliği ile de açıklanamaz. En iyi okulların en iyi öğrencileri de özel dershanelere devam etmektedir.

Türkiye'de özel dershanelerin çok tartışma konusu olmasının önemli sebeplerinden biri, kötü öğretim değil iyi öğretim yapmalarıdır aslında. İyi yaparak kötü örnek olmak gibi bir şey! Özel dershaneler iyi yaparak, iyi yapmayanları zor durumda bırakma gibi bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu da tabi ki, trajikomik bir durumdur.
 
6-  "Özel dershaneler eğitim etkinlikleri yapmıyor."

Eğitim ve öğretimin birbirinden ayrılmaz gerçeği yanında, zaman zaman özel dershanelerde "öğretim iyi yapılıyor, ama öğrenciler eğitilmiyor" denmektedir. Oysa bugün Türkiye'de özel dershanelerde eğitim kategorisine giren etkinlikler, öğretim etkinliklerinin önüne geçmiştir. Özel dershanelerde; rehberlik servisleri, bilgi işlem merkezleri, veli seminerleri, çeşitli konulardaki panel ve konferanslar, çeşitli sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler, yapılan eğitsel faaliyetlerden yalnızca bazılarıdır. Birçok özel dershanede okullarda bile olmayan eğitsel faaliyetler yapılmaktadır.

Özel dershanelerde yıl boyu öğrenciler başarıya motive edilmekte, özel ve genel sorunları ile yakından ilgilenilmektedir. Öğrencilerin, gençlerin, ailelerin sorunlarını yakından hisseden, öğrenci-veli arasındaki çatışmayı yakından izleyen ve bunlara çözümler bulan pek çok özel dershanemiz vardır. Birçok kentimizde özel dershaneler, gençlerin, öğrencilerin, velilerin danışma merkezleri durumundadırlar. Özel dershanelerin yalnızca öğrencilere birtakım bilgiler verip, olumlu davranış değişikliği yaratmadığı, eğitsel etkinlik yapmadığı görüşü yanlış ve eksik bir görüştür.

C) ÖZEL DERSHANE TARTIŞMALARI BİTER Mİ?

Özel dershaneleri, yalnız okulların eksikliklerinin olmasından ya da eğitimdeki zaaflardan, boşluklardan kaynaklanan kurumlar olarak görenler olduğu sürece, tartışmalar devam edecek gibi görünüyor. Türkiye'deki sınav gerçeği elbette özel dershanelere ilgiyi artıran ve peşinden de tartışmaları getiren önemli bir durumdur. Ama hiç sınav olmasa da insanların kendilerini daha iyi yetiştirme, başarılarını daha çok arttırma çabalarından dolayı özel dershanelere olan gereksinim olacaktır. Bir talep olduğu sürece, arz da olacaktır. İnsanların gereksinimlerini karşılamayan hiçbir arz, taleple karşılanmaz. Bu bakımdan özel dershanelerle ilgili olarak, ne yapılıp ne yapılmadığının, nasıl daha iyi olması gerektiğinin tartışması elbette yapılacaktır. Ama varlıklarının tartışılması, özellikle resmi çevrelerin bu kurumlardan kurtulmak için yaptığı anlamsız girişimler gereksizdir. Bu konudaki zorlama ve dayatmaların artık son bulması gerekir. unutulmamalıdır ki pek çok büyük sorunu olan bir eğitim sistemi içinde özel dershaneleri "günah keçisi" olarak göstermek çok kolaycı bir yaklaşım olup, sorunları göz ardı etmek anlamına gelir. Bundan vazgeçilmelidir.